Pazartesi, Mayıs 30, 2011

BELKİ YİNE GELİRİM

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...

Ahmet TELLİ

Sesime ses verecek misin?

Pazartesi, Mayıs 16, 2011

Saat Dört Yoksun

Saat dört yoksun
Saat beş, yok
Altı, yedi, ertesi gün
Daha ertesi
Ve belki kimbilir...
(...)
Kitap okurum
İçinde sen varsın
Şarkı dinlerim
İçinde sen
Oturdum ekmeğimi yerim
Karşımda sen oturursun
Çalışırım,
Karşımda sen
...

Nazım Hikmet RAN

Pazar, Mart 20, 2011

Uçurumun kenarındayım...Bi gamzelik rüzgar yetcek, ha itti beni, ha itcek...

Artık bitti,
Herkesin ingilizce konuştuğu bir şehirde, bütün olaylara Fransız kaldım dün. Aklımda gözlerin ve o çapkın gülüşün...
Ben çıktığım bütün yolculuklarda, kaçtım sana geldim, orda olman ya da olmaman fark etmedi, çünkü terk etmedi sevdan beni...
Beklemedim aklımın aydınlığına sorular sormanı, belimi sarmanı... Ben en çok seni özledim.
Ömrümün bütün ayrılıklarını topladım sana geldim, kucağımda ki ayrık otlarını bahçene serdim...
Girmedim hiç senin sokağına ama devriyelerden korktuğumdan değil...
Sen bunu hep bildin...
Sol yanım, yaralı yanım...
Sana çarptığımda, bana çarptığında, çarpıştığımızda işte,
Her neyse işte...
Hani, artık çarşaf gibi serilmiş sularda yol alıyorken sen...
Zaman basıyordum ben yaralarıma...Fırtınaların en kallavisinde yol alıyordu hayat, ben mecburen peşinden koşuyordum...
Kaybediyordum bazen labirent sokaklarda yaşamı, sigarı dumanı bastığı için göremiyordum güneşin parlamasını...
Baktın ya bana öyle, o çapkın gülüşünle, sağa kayan dudaklarının peşinden kaydım gittim ben işte...
Zamanın ıraksadığını anlattım,
Yatık sekislerr çizip boşluğa, dağılışlarını izledim... O 3-5 gün fazladan yaşanan mutluluklarda, çok güldüm, çok eğlendim...
Türkiye'deki tüm illerin plakalarını ezberledim, bütün rakı masalarında sana içtim, gözlerine...
Adımıza açılan tüm bahisler sonuçlarını beklerken sessizce, o 20TL'yi kaybettiğin için çok sevindim...
Ben senin kara sularına ayrık otlarıyla birlikte gelirken, peşim sıra karabulutları da toplamışım fark etmedim...
İstersen "özür dilerim" ama biliyorsun, ben sana gül bahçesi vadetmedim...
Benim denizlerimdeki fırtınalar senin denizlerini dalgalandırmaya başladığında fark ettim yaklaşan fırtınaları...
Korktum, fırtınalara dayanamazsın diye, gittim...
Ben böyle bir kaç defa daha gitmiştim, yaprakların sarardığında çınar ağaçları altında, güneşin akdenizi kavurduğunda dingin maviliklerde, bir peri masalında şehri pamuklarla sararlarken, tentürdiyot sürerlerken açık yaralara çatışmalarda...Belki öldürür yüreğimdeki seni diye, kutu kutu tentürdiyotlar içtim...Sonra bütün savaş meydanlarında sana yenildim...
Yani ben, seni, aslında bir çok kez bırakıp gittim...
En son 5,5 saat gittim senden, "Ömrümmmm" diye fısıldayıp, saçlarımla oynuyorken rüzgar,buz kesiyordu gece...
Seni anımsatan herşeye küfürler ederken, en çokta sana küfrederken ben, gözyaşlarım dudaklarımı ıslatırken, hatıraların seni hatırlatmasına hacet kalmadığını bizzat yaşadım... Ben en çok seni yaşadımmm...
Eve girdiğimde ılık hava yüzüme ilk çarptığında gülüşünden aldım, ömrümden verdim...
Sonra şarap şişelerinin dibinde kayboldum(k), rakı masalarına meze yaptım söylediklerini... Bir çok kez kaçış planları yaptım, hepsinde gözlerine yakalandım...
İşte bu son gidiş, son uçağa biniş...
Gittim gerçekten, aramıza okyanuslar girdi...
Ağladım, zırladım sarhoş oldum, ... ayıldım...
Kalktığımda ilk senin adını söyledim, gözlerimi açtığımda ilk senin gözlerini gördüm...
Merak etme beni, iyiyim ben, hep aynı şeyler işte... Sadece biraz daha fazla sigara ve biraz daha toz, duman var buralarda...
Bak şimdi pencerenden, senin şehrinde kararmış olan gökyüzünü, benim şehrimde(sesleri duymasan) havai fişeklerle aydınlatıyorlar sanki...
Ben bu sevgiye geciksemde SEVGİLİM, nereye gidersem gideyim, yaşadığım sürece dönüp dolaşıp sana geleceğim...

Artık bitti, tüm o kendimi sorgulamalar, yargılamalar...
Artık bitti, kendini suçlu hissetmeler, anlamsız konuşmalar...
Artık bitti... hepsi çekip gitti...

Bir kaç saat önce üstü başı toz toprak, kanayan yaralarını umursamadan kana kana su içen bir çocukta gördüm bakışlarını... Kana kana içtiğim sevgin sardı her yanımı...

Seni bırakıp gitmek mi? Delisin :) Daha yeni başlıyoruz(m)...

Cuma, Ağustos 27, 2010

Ben elimden geleni yaptım...

İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil.
İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.
Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut!
Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.
Yaşa her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için ve laf olsun diye günlerini geçirme.
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!
Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "Ben elimden geleni yaptım" diyebilesin. Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatının gidişini değiştirmek istiyorsan önce düşüncelerini değiştir...

Shakespeare

Pazar, Temmuz 18, 2010

BENSİZ GİTME

Çocukluğumun, gençliğimin tek şahidi "GİTME" beni sensiz bırakma. Eğer gidersen yaşadığımı kanıtlamaya çalıştığım hiçbir şeyi kanıtlayamam-bir tek bunun için bile gitme-, 10 yaşından beri yaşadığım herşey öksüz kalır, sensiz kalır.
İlk/son aşkım, mezuniyetim, sarhoşluğum, kaçışlarım... hiçbirini anlatamam sen yokken... İlk istifam, son geri dönüşüm... anlatamam kimseye... bütün ölümler tam zamanında gelir ama bu ölüm yanlış be güzelim, bensiz... farkında mısın?
BİZSİZ..
Demiştin son dönüşümde, bensiz gitmene "Tanrı razı olmadı" diye, şimdi razı mı senin bensiz gitmene ki, gelmemek için direniyorsun? Beni çaresiz bırakıyorsun... Bildiğim tüm dillerde/dinlerde dua ediyorum KAL diye...
Çocukluğumun kariyerini, gençliğimin aşkını ve yaşadığım her neyse o terk edilişin arkasındaki herşeyi... şahitliğini bırakma, BENİ BIRAKMA/Ne me quitte pas...
Ne susmanın, ne konuşmanın anlamı kalacak gidersen, bensiz gidersen bensiz kaldığında söylediklerinin daha fazlasını yaşatacaksın bana, çünkü ben seni kahve içerken bile göremeyeceğim...
Yıllar öncesi, kahveci, kitapçı, başka ülkeler, başka insanlarla gülüşmeler...Özür dilerim; gittiğim için, terk edildiğim için, geri geldiğim için, .... benim için yapmak zorunda kaldığın herşey için ÖZÜR DİLERİM...
Biliyorum okuduğunda bu yazıyı, "SALAQ" diyeceksin bana...sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edecek hayat, bazen Ortaköy'de gün doğarken susacağız birlikte...Ben sana çaydanlıktan, Orhan Veli evinden, kıskançlıklarımdan, yarım kalışlarımdan bahsederken sanki beni hiç duymuyormuş gibi davranacaksın...Ama biliyorum ben, hep duydun beni, "gel beni al" dediğimde hiç gelmediğin olmadı ki...Şimdi de diyorum gideceksen eğer "gel beni al" Sertap'ın şarkısında tek başıma küfredemiyorum çünkü ben, küfürlerin çoğunu unutmuşum, hatırlat bana...
Ben gittiğimde "eğer bir yıldız kayarken tuttuğun dilekler gerçekleşiyorsa, senin dileğin için fezanın istediğin yerinden kayarım" demiştin... Sen hiç bi yerden hiç bir yere kayma, o dilekler gerçekleşmiyor, her zaman ki gibi yalan söylermişler...
Seni görmeme izin vermediler bugün, kapının önünde beklememi de istemediler...
Beni görmene izin vermediler bugün, sana şarkı söylememi de istemediler...
Oysa biz temize çekmeye çalıştığımız bütün defterlerimizi şarkılarla yaktık...
Sertap'ın şarkısını dinliyorum "İyi ki varsın" diyor... Bildiğim bütün küfürleri sıralarken, köprüaltına doğru yol alıyorum...

http://fizy.com/#s/1jp0eo

Çarşamba, Temmuz 14, 2010

ŞAHANE SERSERİ

yolumdan çekil yavrum

bağlasalar duramam

demir asa demir çarık dedim

neyleyim!

yolculuk dedim

ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir

rüzğar kendini yerden yere vuruyor

kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan

telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor

anamdan yolcu doğmuşum

yedi dağın yolları kalbimden geçer

salkım salkım mısralar gelir içimden

dudaklarımda yağmur damlaları

alır beni yollar beni alır gider

anamdam yolcu doğmuşum

nehirlerle birlikte denizlere kavuştum

akşam dedim

şu koca dünya dedim

ağlasam dedim

yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir

ekmeğin ve şarabın peşinden

turnaların peşinden

büyük şehirler büyük aşklar

çığlık çığlığa terkedilir

ben

çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim

damarlarımda dünyanın bütün rüzğarları

harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen

anamdam yolcu doğmuşum

neyleyim

gurbet dedim

vatan dedim

hürriyet dedim.


Attila İlhan


Cumartesi, Temmuz 10, 2010

gönül çalamazsan aşkın sazını
ne perdeye dokun ne teli incit
eğer çekemezsen gülün nazını
ne dikene dokun ne gülü incit

bülbülü dinle ki gelesin coşa
karganın namesi gider mi hoşa
meyvesiz ağacı sallama boşa
ne yaprağını dök ne dalı incit

bekle dost kapısın sadık dost isen
gönüller tamir et ehli dil isen
sevda sahrasında mecnun değilsen
ne leyla'yı çağır ne çölü incit

rızaya razı ol hakka kailsen
ara bul mürşidi müşkülde isen
hakikat şehrine yolcu değilsen
ne yolcuyu eğle ne yolu incit

gel haktan ayrılma hakkı seversen
nefsini ıslah et er oğlu ersen
hüdai incinir inciden versen
ne kimseden incin ne eli incit

Perşembe, Temmuz 08, 2010

BEN ARTIK KÜSÜM

beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına

beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar

ATTİLA İLHAN

Pazartesi, Haziran 21, 2010

Bir bakış açısı maili...

Hayat ne garip bugünlerde ; mallarımız arttı, keyfimiz azaldı !..
Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yaşıyoruz..!
Konforumuz arttı ama zamanımız daraldı !..
Diplomamız bol ama sağduyumuz az..!
Uzmanlıklar arttı ama sorunlar çoğaldı !..
İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı..!
Sorumsuzca para harcıyoruz ama az gülüyoruz..!
Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz !..
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz..!
Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !..
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik..!
Çok konuşuyor ama az gönül veriyoruz ve bol yalan söylüyoruz !..
Para kazanmayı öğrendik ama yuva kurmayı beceremedik..!
Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !..
Ay' a kadar gidip dönmeyi biliyoruz ama komşumuza geçmek için karşıya geçmiyoruz..!
Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !..
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik..!
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !..
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!
Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !..
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla..!
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !..
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi..!
Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı !..
Bilgisayar ağları kuruyoruz, bilgi otoyolları inşa ediyoruz ama kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz..!
Dünya barışı der, silahlanırız !..
Daha mutlu olmak için somurtarak çalışırız..!
Yani bugünlerde ; Eve çift maaşın girdiği ama çiftlerin boşandığı !..
Güzel evlerin yuva olamadığı..!
Kısa seyahatlerin, kağıt mendil gibi ilişkilerin ; yıka çık gönüllerin, tek geceliklerin !..
Kilo dertlerinin ve her derde deva vitaminlerin..!
Vitrinlerin dolu ama gönüllerin boş olduğu ; günlerde yaşıyoruz !...
Salıcakla kalın...

Nurettin GÜLMEZ

Pazartesi, Haziran 07, 2010

...

Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..

Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..

Gecikmiş bir gizemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..

Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..

Yalanı msürmeye-sürmeye,
Yanlışı görmeye-görmeye
Saklandınız mı..

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..

Ortamsız bir yasamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..

OZDEMIR ASAF

Perşembe, Haziran 03, 2010

GEMİCİ ISLIĞI

Ay boşalmış gökyüzünde
Dağılıp gitmiş tekneler
Kimsesiz denizlerde çalkalanan
Yıldızları söndürülmüş geceler
Hatırlanacak ne bıraktıysak geride
Islıkla çalıyoruz
sözlerini unuttuğumuz şarkılar gibi
hangi limanlarda kaldı kim bilir
bir bizim sanarken ömrümüzü
yazdığımız
okunaksız defterler

kim dikti önümüze bu görünmez engelleri
açık denizlerde bile bir geçit arıyoruz kendimize
yetmiyor yolculukla ödeşmek
yetmiyor unutmanın borçlarını ödemek
öyle bir yere varmışız ki farkında bile olmadan
birbirinden aynı uzaklıkta
iki yıldız gibi şimdi
hem geçmiş hem gelecek

deniz karanlık
kimsesiz gece
bir tek ıslıkla aydınlanıyor
seferini unutmuş tekne
bir tek ıslık
insanı nereye kadar götürürse

MURATHAN MUNGAN

Cuma, Mayıs 21, 2010

YANINDA

Bir yol bulup kendime
Çoğu zaman gözlerimden
Sustuklarımdan belki de
Kim bilir sözlerimden
Taşar dışıma yalnızlığım
Yağmurlarıma karışır
Gizliden izler seni
Süzülürken penceremden
Yorgundur yalnızlığım
Saçlarının gölgesinde uyur
Sevdiğin bir çiçek olur
Ellerine dokunur
Yanında bir yavru kedi olur
Yanında hiç soru sormadan uslu durur
Yanında belki beni bile unutur
Yalnızlığım mutludur yanında

Feridun Düzağaç

Pazar, Mayıs 02, 2010

...

Salı, Nisan 27, 2010

Hasret

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.

6 Temmuz 959

Nazım Hikmet Ran

Perşembe, Nisan 22, 2010

Kim düştü kuyuya, Yusuf mu, Züleyha mı?

Züleyha Yusuf'a seslenir;

âh benim! âh benim!
ey adım adıyla yazılacak olan.
sularıma dökülen karanlık, yoklarımı örten aydınlık
tezatlarım benim, benim tekrirlerim
ama muhabbetinden asla rücu etmediğim
gün geçtikçe çoğalan benzetmelerim
sözcüklerim, lugatım, lisan hacmince vasıfladığım vâsifim.

Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca, gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok. ve Zülayha'nın lugatında Yusuf'tan öte sözcük yok.

Yusuf, dedi, kelamım artık sende hükümsüz. ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme. bil ki kelamdan da ötede sadece âh var, âh ki dünya onun üzerinde durur, gökkubbe onun hararetiyle döner

Yusuf, dedi Züleyha;

Seni sevdiysem, seni her görmemde ikinci kez görmedigimden. Her görmemde seni yenidenmiş gibi değil, yeniden gördüğümden. Odama her girişinde ilk kez girdiğinden. Kendi kendinde bile tekrarlanmadığından sen.

Sevdim seni, seni sevdiysem, bir eşik ten geçtiğimdendir. Bir kentin içine düştüğümden ve bir kenti içime düşürdüğümden. Ben ki tüm savaşlarımda hem kumandan hem neferdim. bu yüzden seni sevdim.

ve biliyor musun, seni sevdiysem, bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerin biçilmediği o mecliste, senin yanında yer almiş olduğumu hatıramda taşıyor olduğumdandır bu. Bunca kolay terkediyorsam varlığımı senin varlığına o şimşek parıltısı anın anısını gözbebeklerimde saklıyor oluşumdandır.

Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, o ezeli uğultuyu hala kulaklarımda taşıdığımdandır.

aşk zorlu bir sinav, ben bu sınavı baştan ve gönüllü mu kaybettim? Hayır işte! yitirmiş gözüksem de kazancımsın sen benim. ve ser gibi görünsem de göreceksin, yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda

sana gel kaderim ol demem. o kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş kadar kadersin bana.

ve değilmi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. senin kaderin benim tecellim, kaderinde zindan varsa Yusufluğum su götürmez benim

...

Herkes, Yusuf'un yırtılmış gömleğine bakıyor.
Kimse, Züleyha'nın paramparça olmuş kalbine bakmıyor

Yusuf mu olmak gerekirdi yoksa Züleyha mı?

Kim düştü kuyuya, Yusuf mu, Züleyha mı?

Çarşamba, Nisan 07, 2010

Söylemiştim oysa; ben gürültüde kalıcı değilim.
Yeniden ayrıkotu bulmalıyım içimde.
Yoksa kendimi iyiden iyiye kalabalıktan biri sanabilirim.

Göçe yetişmemiş bir kuş kadar üşüyor sağ elim.
Oysa büyük yüzölçümlü cümleler kurmak için okyanuslar geçecektim.
Dar odaların oyuncak yaygaralarında çok vakit kaybettim.

İçimin ılık, tanıdık seslerini bastırdı kalabalık.
Ancak tek bir gündüzün hükümdarı kağıtlar üzerine,
her şeyi biliyormuş gibi yapan cümleler kurmanın bedeli bu.
Oysa hiç keyfini sürmedim ki "biri" olmanın.
Nasıl süreyim? Benimle ilgisi olmadı hiç,
bütün bu kalabalıların "iyi"
dediği şeylerin.

Ece Temelkuran - Kıyı Kitabı

.........

"Bilmezler yalnız yaşamayanlar yanızlık nasıl koyar insana..." demiş ya şair. Bilirim koyar ama hiç bu kadar koymamıştı yapayalnızlık yada oluyor bu anlardan bazende, o mükemmel bilinçaltım kurtarıyor beni... kim bilir... Bilmez işte kimse...
Bazen yabancı kalırsın kendine... Kendini çok iyi tanısan neyi değiştirebilirsin ki, sanki sadece yabancı kalınca zor geliyor... Hep bildiği gibi gelmiyor mu hayat...
Denizin rengini değil ama derinliğini alan o güzel gözlerine baksam, sussam ben...Biter mi bu gürültü, bitmez işte, bunu en iyi ben bilirim...
Hastayım ya ben, yorgunum bi de ve tüm bunlara rağmen bu gece çalışmadım ya... Ondan muhtemelen bu acı... Geçer uyanınca...

Salı, Mart 30, 2010

GÖĞE BAKMA DURAĞI

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Turgut Uyar

Salı, Mart 09, 2010

İKİMİZİN ARASINDA

Bir gün şayet camsız çerçevesiz penceresiz
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!

Can Yücel

Pazartesi, Mart 08, 2010

GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME

Gün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece

Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.

AHMET TELLİ