Pazartesi, Mayıs 30, 2011
BELKİ YİNE GELİRİM
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
Ahmet TELLİ
Sesime ses verecek misin?
Pazartesi, Mayıs 16, 2011
Saat Dört Yoksun
Saat beş, yok
Altı, yedi, ertesi gün
Daha ertesi
Ve belki kimbilir...
(...)
Kitap okurum
İçinde sen varsın
Şarkı dinlerim
İçinde sen
Oturdum ekmeğimi yerim
Karşımda sen oturursun
Çalışırım,
Karşımda sen
...
Nazım Hikmet RAN
Pazar, Mart 20, 2011
Uçurumun kenarındayım...Bi gamzelik rüzgar yetcek, ha itti beni, ha itcek...
Cuma, Ağustos 27, 2010
Ben elimden geleni yaptım...
İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et.
Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut!
Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme.
Yaşa her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için ve laf olsun diye günlerini geçirme.
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev!
Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "Ben elimden geleni yaptım" diyebilesin. Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatının gidişini değiştirmek istiyorsan önce düşüncelerini değiştir...
Shakespeare
Pazar, Temmuz 18, 2010
BENSİZ GİTME
İlk/son aşkım, mezuniyetim, sarhoşluğum, kaçışlarım... hiçbirini anlatamam sen yokken... İlk istifam, son geri dönüşüm... anlatamam kimseye... bütün ölümler tam zamanında gelir ama bu ölüm yanlış be güzelim, bensiz... farkında mısın?
BİZSİZ..
Demiştin son dönüşümde, bensiz gitmene "Tanrı razı olmadı" diye, şimdi razı mı senin bensiz gitmene ki, gelmemek için direniyorsun? Beni çaresiz bırakıyorsun... Bildiğim tüm dillerde/dinlerde dua ediyorum KAL diye...
Çocukluğumun kariyerini, gençliğimin aşkını ve yaşadığım her neyse o terk edilişin arkasındaki herşeyi... şahitliğini bırakma, BENİ BIRAKMA/Ne me quitte pas...
Ne susmanın, ne konuşmanın anlamı kalacak gidersen, bensiz gidersen bensiz kaldığında söylediklerinin daha fazlasını yaşatacaksın bana, çünkü ben seni kahve içerken bile göremeyeceğim...
Yıllar öncesi, kahveci, kitapçı, başka ülkeler, başka insanlarla gülüşmeler...Özür dilerim; gittiğim için, terk edildiğim için, geri geldiğim için, .... benim için yapmak zorunda kaldığın herşey için ÖZÜR DİLERİM...
Biliyorum okuduğunda bu yazıyı, "SALAQ" diyeceksin bana...sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edecek hayat, bazen Ortaköy'de gün doğarken susacağız birlikte...Ben sana çaydanlıktan, Orhan Veli evinden, kıskançlıklarımdan, yarım kalışlarımdan bahsederken sanki beni hiç duymuyormuş gibi davranacaksın...Ama biliyorum ben, hep duydun beni, "gel beni al" dediğimde hiç gelmediğin olmadı ki...Şimdi de diyorum gideceksen eğer "gel beni al" Sertap'ın şarkısında tek başıma küfredemiyorum çünkü ben, küfürlerin çoğunu unutmuşum, hatırlat bana...
Ben gittiğimde "eğer bir yıldız kayarken tuttuğun dilekler gerçekleşiyorsa, senin dileğin için fezanın istediğin yerinden kayarım" demiştin... Sen hiç bi yerden hiç bir yere kayma, o dilekler gerçekleşmiyor, her zaman ki gibi yalan söylermişler...
Seni görmeme izin vermediler bugün, kapının önünde beklememi de istemediler...
Beni görmene izin vermediler bugün, sana şarkı söylememi de istemediler...
Oysa biz temize çekmeye çalıştığımız bütün defterlerimizi şarkılarla yaktık...
Sertap'ın şarkısını dinliyorum "İyi ki varsın" diyor... Bildiğim bütün küfürleri sıralarken, köprüaltına doğru yol alıyorum...
http://fizy.com/#s/1jp0eo
Çarşamba, Temmuz 14, 2010
ŞAHANE SERSERİ
yolumdan çekil yavrum
bağlasalar duramam
demir asa demir çarık dedim
neyleyim!
yolculuk dedim
ağaçlara tünedi yine akşam kargalarla bir
rüzğar kendini yerden yere vuruyor
kırık dökük yıldızlar belirli uzaktan
telsiz mevceleri ardım sıra koşturuyor
anamdan yolcu doğmuşum
yedi dağın yolları kalbimden geçer
salkım salkım mısralar gelir içimden
dudaklarımda yağmur damlaları
alır beni yollar beni alır gider
anamdam yolcu doğmuşum
nehirlerle birlikte denizlere kavuştum
akşam dedim
şu koca dünya dedim
ağlasam dedim
yola bir düşüldü mü ömür boyunca gidilir
ekmeğin ve şarabın peşinden
turnaların peşinden
büyük şehirler büyük aşklar
çığlık çığlığa terkedilir
ben
çocuklar gibi sevdim devler gibi ıstırab çektim
damarlarımda dünyanın bütün rüzğarları
harblere açlıklara yalnızlığıma rağmen
anamdam yolcu doğmuşum
neyleyim
gurbet dedim
vatan dedim
hürriyet dedim.
Attila İlhan
Cumartesi, Temmuz 10, 2010
ne perdeye dokun ne teli incit
eğer çekemezsen gülün nazını
ne dikene dokun ne gülü incit
bülbülü dinle ki gelesin coşa
karganın namesi gider mi hoşa
meyvesiz ağacı sallama boşa
ne yaprağını dök ne dalı incit
bekle dost kapısın sadık dost isen
gönüller tamir et ehli dil isen
sevda sahrasında mecnun değilsen
ne leyla'yı çağır ne çölü incit
rızaya razı ol hakka kailsen
ara bul mürşidi müşkülde isen
hakikat şehrine yolcu değilsen
ne yolcuyu eğle ne yolu incit
gel haktan ayrılma hakkı seversen
nefsini ıslah et er oğlu ersen
hüdai incinir inciden versen
ne kimseden incin ne eli incit
Perşembe, Temmuz 08, 2010
BEN ARTIK KÜSÜM
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına
beni de kırdılar ben artık küsüm
yağmurları yağmıyor ağaçlarıma
sularından içmiyorum susadım ama
beni de kırdılar soğuk bir ölüm
çevik bir bıçak gibi çakıldı aklıma
oysa bir şarkıyım yeniden doğan günüm
bütün şarkılara kapalıydılar
ATTİLA İLHAN
Pazartesi, Haziran 21, 2010
Bir bakış açısı maili...
Pazartesi, Haziran 07, 2010
...
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi..
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi..
Gecikmiş bir gizemi,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı..
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi..
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mı..
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yaşadınız mı..
Yalanı msürmeye-sürmeye,
Yanlışı görmeye-görmeye
Saklandınız mı..
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..
Ortamsız bir yasamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..
OZDEMIR ASAF
Perşembe, Haziran 03, 2010
GEMİCİ ISLIĞI
Dağılıp gitmiş tekneler
Kimsesiz denizlerde çalkalanan
Yıldızları söndürülmüş geceler
Hatırlanacak ne bıraktıysak geride
Islıkla çalıyoruz
sözlerini unuttuğumuz şarkılar gibi
hangi limanlarda kaldı kim bilir
bir bizim sanarken ömrümüzü
yazdığımız
okunaksız defterler
kim dikti önümüze bu görünmez engelleri
açık denizlerde bile bir geçit arıyoruz kendimize
yetmiyor yolculukla ödeşmek
yetmiyor unutmanın borçlarını ödemek
öyle bir yere varmışız ki farkında bile olmadan
birbirinden aynı uzaklıkta
iki yıldız gibi şimdi
hem geçmiş hem gelecek
deniz karanlık
kimsesiz gece
bir tek ıslıkla aydınlanıyor
seferini unutmuş tekne
bir tek ıslık
insanı nereye kadar götürürse
MURATHAN MUNGAN
Cuma, Mayıs 21, 2010
YANINDA
Çoğu zaman gözlerimden
Sustuklarımdan belki de
Kim bilir sözlerimden
Taşar dışıma yalnızlığım
Yağmurlarıma karışır
Gizliden izler seni
Süzülürken penceremden
Yorgundur yalnızlığım
Saçlarının gölgesinde uyur
Sevdiğin bir çiçek olur
Ellerine dokunur
Yanında bir yavru kedi olur
Yanında hiç soru sormadan uslu durur
Yanında belki beni bile unutur
Yalnızlığım mutludur yanında
Feridun Düzağaç
Pazar, Mayıs 02, 2010
Salı, Nisan 27, 2010
Hasret
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.
Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.
6 Temmuz 959
Nazım Hikmet Ran
Perşembe, Nisan 22, 2010
Kim düştü kuyuya, Yusuf mu, Züleyha mı?
âh benim! âh benim!
ey adım adıyla yazılacak olan.
sularıma dökülen karanlık, yoklarımı örten aydınlık
tezatlarım benim, benim tekrirlerim
ama muhabbetinden asla rücu etmediğim
gün geçtikçe çoğalan benzetmelerim
sözcüklerim, lugatım, lisan hacmince vasıfladığım vâsifim.
Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca, gördü ki hitaptan öteye geçemedi. Anladı ki aşkın namesinde ser-nameden öte kelam yok. ve Zülayha'nın lugatında Yusuf'tan öte sözcük yok.
Yusuf, dedi, kelamım artık sende hükümsüz. ama kelamımın hükümsüz kaldığı bu yerde beni küçümseme. bil ki kelamdan da ötede sadece âh var, âh ki dünya onun üzerinde durur, gökkubbe onun hararetiyle döner
Yusuf, dedi Züleyha;
Seni sevdiysem, seni her görmemde ikinci kez görmedigimden. Her görmemde seni yenidenmiş gibi değil, yeniden gördüğümden. Odama her girişinde ilk kez girdiğinden. Kendi kendinde bile tekrarlanmadığından sen.
Sevdim seni, seni sevdiysem, bir eşik ten geçtiğimdendir. Bir kentin içine düştüğümden ve bir kenti içime düşürdüğümden. Ben ki tüm savaşlarımda hem kumandan hem neferdim. bu yüzden seni sevdim.
ve biliyor musun, seni sevdiysem, bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerin biçilmediği o mecliste, senin yanında yer almiş olduğumu hatıramda taşıyor olduğumdandır bu. Bunca kolay terkediyorsam varlığımı senin varlığına o şimşek parıltısı anın anısını gözbebeklerimde saklıyor oluşumdandır.
Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, o ezeli uğultuyu hala kulaklarımda taşıdığımdandır.
aşk zorlu bir sinav, ben bu sınavı baştan ve gönüllü mu kaybettim? Hayır işte! yitirmiş gözüksem de kazancımsın sen benim. ve ser gibi görünsem de göreceksin, yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda
sana gel kaderim ol demem. o kadar ki, güldeki sevda, çöldeki ateş kadar kadersin bana.
ve değilmi ki ben tecelli etmesem eksik kalır sana dair kader. senin kaderin benim tecellim, kaderinde zindan varsa Yusufluğum su götürmez benim
...
Herkes, Yusuf'un yırtılmış gömleğine bakıyor.
Kimse, Züleyha'nın paramparça olmuş kalbine bakmıyor
Yusuf mu olmak gerekirdi yoksa Züleyha mı?
Kim düştü kuyuya, Yusuf mu, Züleyha mı?
Çarşamba, Nisan 07, 2010
Yeniden ayrıkotu bulmalıyım içimde.
Yoksa kendimi iyiden iyiye kalabalıktan biri sanabilirim.
Göçe yetişmemiş bir kuş kadar üşüyor sağ elim.
Oysa büyük yüzölçümlü cümleler kurmak için okyanuslar geçecektim.
Dar odaların oyuncak yaygaralarında çok vakit kaybettim.
İçimin ılık, tanıdık seslerini bastırdı kalabalık.
Ancak tek bir gündüzün hükümdarı kağıtlar üzerine,
her şeyi biliyormuş gibi yapan cümleler kurmanın bedeli bu.
Oysa hiç keyfini sürmedim ki "biri" olmanın.
Nasıl süreyim? Benimle ilgisi olmadı hiç,
bütün bu kalabalıların "iyi"
dediği şeylerin.
Ece Temelkuran - Kıyı Kitabı
.........
Bazen yabancı kalırsın kendine... Kendini çok iyi tanısan neyi değiştirebilirsin ki, sanki sadece yabancı kalınca zor geliyor... Hep bildiği gibi gelmiyor mu hayat...
Denizin rengini değil ama derinliğini alan o güzel gözlerine baksam, sussam ben...Biter mi bu gürültü, bitmez işte, bunu en iyi ben bilirim...
Hastayım ya ben, yorgunum bi de ve tüm bunlara rağmen bu gece çalışmadım ya... Ondan muhtemelen bu acı... Geçer uyanınca...
Salı, Mart 30, 2010
GÖĞE BAKMA DURAĞI
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
Turgut Uyar
Salı, Mart 09, 2010
İKİMİZİN ARASINDA
Bir gün ben, çadır bezi bir perdeden
Günlerin toz-toprak şarkısını çırparken
Canevimin önünden geçersen,
Bir gün şayet boynumda yem torbası hayallerim asılı
Bir gün şayet samançöpü bir sokak dişlerim arasında
Canevinin önünden geçersem
Anlatırım nasıl nerde
Bir ulu çınara takılı bir kuyrukluyıldız
Bir yeşil telaşta çırpınan ışığımız
Anlatırım nasıl nerde...
Sonra eğilir kulağına derim: Bekle
Çocukken kaçırdığım uçurtma dönsün gelsin
Hele çarpsın bu çerçi yükü şehirlere,
Hele ürksün fincancı katırları!
Can Yücel
Pazartesi, Mart 08, 2010
GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİĞİME
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de
Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece
Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur
Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.
AHMET TELLİ

